TURKISH METAL's profile░▒▓█ DЯ.Κ ΣXƬЯΣMΣ MΣƬΛ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
July 09 Chuck Schuldiner [Death, Control Denied]Ülke : Amerika Tür : Death Elemanlar Chuck Schuldiner : Vokal Gi†ar Richard Christy : Ba†eri Scott Clendenin : Bas Gi†ar Shannon Hamm : Gi†ar Death 1983 yılında 16 yaşındaki gitarist/vokalist Chuck Schuldiner, gitarist Rick Rozz ve baterist Barney `Kam` Lee önderliğinde Amerika Florida kuruldu.Gurubun ilk adı MANTAS idi ama daha sonra DEATH adını aldılar. Grup Venom ve Slayer`dan etkilenmişti ama farklı birşey yapmak niyetindeydiler ve Chuck`ın sert vokalini kullanmaya karar verdiler. 1983-1987 yılları arasında " Death By Metal , Reign Of Terror, Back From The Dead, Infernal Death, Infernal Live, Mutilation" adlı 6 demo çıkardılar . Bu arada Obituary ve Master ile Amerika`da çeşitli festivallere katıldılar. 1987 yılında çıkardıkları "Scream Bloody Gore" albümü ile bütün metal müzik piyasasını yerinden salladılar. Bu kadar sert keskin ritmleri ve vokali olan bir müziğe insanlar alışık değillerdi ama ardından pek çok vokalist Chuck`in stilini taklit edip Death Metal yapmaya karar verdiler. 1989 yılında efsanevi "Leprosy" albümü çıkardıklarında bütün dünya tarafından tanınmışlardı.İlk defa Amerika dışına çıkıp Avrupa turnesine çıktılar. Albüm müthiş sansasyon yaratmıştı. Bütün müzik piyasası bu yeni müzik stilini ve yaratıcılarını hayranlıkla izliyordu. 1990 Spiritiual Healing ve 1991 Human albümleri ile yerlerini iyice sağlamlaştırmışlardı.Artı k turnelerde ana grup olarak sahneye çıkıyorlar festivallere onu konuğu olarak davet ediliyorlardı. Steve Digiorgio ve James Murphy`nin katılımı ile grup sertliklerine teknik ekleyince grubun müziklerindeki kalite de iyice yükselmişti. Bu 1993 yılında çıkan muhteşem "Individual Thought Patterns" albümünde çok net olarak görülebiliyor . Bu albüm pek çok metal dergisinde Death Metal müzik tarihinde yapılan en iyi albüm seçildi . 1995 yılında Symbolic albümünü çıkardıklarından sonra James Murphy ve Steve DiGiorgio gruptan ayrıldılar bu grubun bir süre müzikten uzak kalmasına yol açtı. Konserlere çıkmaya devam ettilar fakat 3 sene albüm çıkarmadılar. Ta ki 1998 yılında çıkardıkları "The Sound Of Perseverance" albümüne kadar. Bu albümden sonra Unleashed,Carcass ve Entombed ile bir Avrupa turnesine çıktılar. The Voice Of Death adlı bu turne pek çok müzik eleştirmenine göre yapılmış en iyi death-metal turnesi sayıldı. 2000 yılıda vokalist Chuck Schuldiner sağlığını kaybetmeye başladı buna rağmen müzik çalışmalarına ara vermeden devam ettiler ve 2000 yılında Hollanda konserlerini "Live In Eindhoven" ve muhtesem 2001 New York konserlerini hem CD hemde DVD formatında "Live In NY" adı ile piyasaya sürdüler. Ve ardından Chuck 1 aylık bir komaya girdikten sonra 13 Eylül 2001 yılında beyin tümörü sebebi ile hayatını kaybetti.Bu bir anlamda Death grubununda sonu olmuştuDeath 1983 yılında 16 yaşındaki gitarist/vokalist Chuck Schuldiner, gitarist Rick Rozz ve baterist Barney `Kam` Lee önderliğinde Amerika Florida kuruldu.Gurubun ilk adı MANTAS idi ama daha sonra DEATH adını aldılar. Grup Venom ve Slayer`dan etkilenmişti ama farklı birşey yapmak niyetindeydiler ve Chuck`ın sert vokalini kullanmaya karar verdiler. 1983-1987 yılları arasında " Death By Metal , Reign Of Terror, Back From The Dead, Infernal Death, Infernal Live, Mutilation" adlı 6 demo çıkardılar . Bu arada Obituary ve Master ile Amerika`da çeşitli festivallere katıldılar. 1987 yılında çıkardıkları "Scream Bloody Gore" albümü ile bütün metal müzik piyasasını yerinden salladılar. Bu kadar sert keskin ritmleri ve vokali olan bir müziğe insanlar alışık değillerdi ama ardından pek çok vokalist Chuck`in stilini taklit edip Death Metal yapmaya karar verdiler. 1989 yılında efsanevi "Leprosy" albümü çıkardıklarında bütün dünya tarafından tanınmışlardı.İlk defa Amerika dışına çıkıp Avrupa turnesine çıktılar. Albüm müthiş sansasyon yaratmıştı. Bütün müzik piyasası bu yeni müzik stilini ve yaratıcılarını hayranlıkla izliyordu. 1990 Spiritiual Healing ve 1991 Human albümleri ile yerlerini iyice sağlamlaştırmışlardı.Artı k turnelerde ana grup olarak sahneye çıkıyorlar festivallere onu konuğu olarak davet ediliyorlardı. Steve Digiorgio ve James Murphy`nin katılımı ile grup sertliklerine teknik ekleyince grubun müziklerindeki kalite de iyice yükselmişti. Bu 1993 yılında çıkan muhteşem "Individual Thought Patterns" albümünde çok net olarak görülebiliyor . Bu albüm pek çok metal dergisinde Death Metal müzik tarihinde yapılan en iyi albüm seçildi . 1995 yılında Symbolic albümünü çıkardıklarından sonra James Murphy ve Steve DiGiorgio gruptan ayrıldılar bu grubun bir süre müzikten uzak kalmasına yol açtı. Konserlere çıkmaya devam ettilar fakat 3 sene albüm çıkarmadılar. Ta ki 1998 yılında çıkardıkları "The Sound Of Perseverance" albümüne kadar. Bu albümden sonra Unleashed,Carcass ve Entombed ile bir Avrupa turnesine çıktılar. The Voice Of Death adlı bu turne pek çok müzik eleştirmenine göre yapılmış en iyi death-metal turnesi sayıldı. 2000 yılıda vokalist Chuck Schuldiner sağlığını kaybetmeye başladı buna rağmen müzik çalışmalarına ara vermeden devam ettiler ve 2000 yılında Hollanda konserlerini "Live In Eindhoven" ve muhtesem 2001 New York konserlerini hem CD hemde DVD formatında "Live In NY" adı ile piyasaya sürdüler. Ve ardından Chuck 1 aylık bir komaya girdikten sonra 13 Eylül 2001 yılında beyin tümörü sebebi ile hayatını kaybetti.Bu bir anlamda Death grubununda sonu olmuştu... ![]() Chuck nelerden bahsediyordu yazdığı eserlerde? İnsan yaşamını sorgulardı ve “Overactive Imagination” parçasında şöyle demişti : “Senin var oluşun bir senaryodur.Yaşam senin için bir oyundur. Rolünü sonuna kadar oynarsın. Senin hasta bağımlılığını arttıran aktif bir hayal gücüdür. Boş kabuğunu köle yapan...” Yaşamın ciddiyetini gözler önüne sererdi ve “Nothing Is Everything” parçasında şöyle demişti : “Yaşamak hoşumuza gider ve günlerimizi paylaşırız. Başka bir dünyada, oldukça uzakta farklı bir mevcudiyet, hemen hemen neredeyse aynı. Çatışma üzüntüdür ve kahkaha acıdır. Söyledikleri şeyler için onların gözlerinin derinliklerine bak. Yaşamın ne verdiğini inkar etmek! Zihinsel gölgenin arkasında yaşamalıdır. Duygular yaşamın kontrolünü her gün üstlenir.” Saygısız, kişiliksiz, hayatını ot gibi ben merkezci duygularla yaşayan müzik severlere, icracılara, gerçek heavy müziğini yaralayanlara “Mentally Blind” parçasında “Sınırlı beş para etmez hayata yaklaşan düşüncelerinle ne yapacaktın? Yeteneklerinin eksikliğinin seni yansıttığı düşüncelerin kendine, yıkıcı. Umutsuzluk senin kazancındır, zevk ahlaksızlıktır. Senin öykülerine av olarak düşmek için mahkum olmuş. Senin için gelecek hiç bir yerde değildir. Her dakika senin türünün basmakalıp sözleri, saygısızlıkla bir bireyden sürekli bahseder. Pişman olacağın suçlamaların, aklen kör gelinen fikirler zehirlidir. Gücünü topla, yüzeysel bir insan seni bulacak” diye seslenecekti. Güçlü ve ne yaptığını bilen insan modeli için de “Individual Thought Patterns” parçasında “Zihinsel aldatmanın esirleri kendi kararının içinde özgür olur. Kütleleri idare etmek için kelimeleri değiştirmek, birinin kendi güvensizliğini örtmek, bir ilacın beslediği gibi felç olmuş akılların hayal gücünü besler. Hipnotik bozulmaya uğramış liderlerin takipçileri, sadece kusur bulmak için yaşamlarını yaşarlar. Bireysel düşünce modelini yaratmak için resmi çizdiğimizde, görünmez çizgi nerededir” diyecekti. Kadere nasıl bakıyordu peki? “Destiny” parçasında şöyle diyordu : “Zaman bizim kabul etmek zorunda olduğumuz bir kavramdır. Bazen beklenmedik anlarda korkarım. Ben kargaşanın arkasında bizim için gerçeği bekleyene inanırım. Baktığımız engellerden sonra yaşamımıza değer biçer ve güvenirim. Yaşamlarında ne gibi yolları niçin denediklerini sorgulamanın yılları... Böylece ruhlarımızı birleştirebilirdik. Onaylamak zorunda kaldığımız acıdan kaçabilmek için hiç bir yol olmadığını biliyorum. Gerçek olan diğer yarısını bulmak. Kader hepimizin neyi bulmaya çalıştığıdır, kader seni ve beni bekliyordu” “Suicide Machine” efsanesini bilmeyen yoktu ve “Yaşam devam ederken, önemser görünmez hiç kimse. Ama yaşam devam ederken istekler ortaya çıkar, orada güçlü bir şekilde durulacaktır. Acıyı uzatmak, sonunda ne kadar sürecek? İntihar makinesi. Saygınca ölmek için bir istek, çok fazla şey mi istenmiştir? İntihar makinesi. Bazı kişilerin acılarını inkar etmesi ne kadar kolaydır” diyecekti ve bir nevi hayattaki zorluklara karşı güçlü olunması gerektiğini belirtecekti. Topluma lider kesilen kesimlere de filozof diye ironik takılarak tepkisini dile getirecekti “The Philosopher” parçasında : “Benim neyi hissettiğimi hisseder misin, ne gördüğümü görür müsün, ne işittiğimi işitir misin? Senin hayal dünyan ile gerçekliğin arasında çizmek zorunda olduğun bir çizgi vardır. Yaşamımı yaşar mısın yada aldığım nefesi paylaşır mısın? Senin aklın bizzat kendine ait değildir, nasıl farz edeceğim hakkında vaaz verirsin, lakin kendi cinsel özelliklerini bilmezsin. Yalanlar senin diğer kararlarını besler. Filozof...Sen her şeyi en iyi şekilde bilirsin.” Chuck “Symbolic” parçasında geçmişi, anıları ve bu anıların hediyelerini irdelemeyi ihmal etmiyordu : “Ben yaşamayı kastetmiyorum, ama ben kendim yardım edemem. Yaşamın bir anında, anıların tadına bakmayı hissederken, yıllar hala aynı gözükürken, gözlerimi kapatıyorum ve kendi içimde açıyorum. Değerli anıların hediyelerini anımsıyorum” Yaşadığımız yaşam bize aynı gelebilirdi ama ince düşündüğümüz zaman, geçmişe baktığımız zaman güzel şeylerin de olduğunu görecek, anılarımızda kalmış o anların bize haz verebileceğini, kendimizi yeni bir yöne çekebileceğimizi öğrenecektik. Çünkü ne olursa olsun yaşanan şeylerde her zaman bir anlam vardı ama önemli olan insanların bunu nasıl karşıladığı, nasıl reaksiyon gösterdiği ve hayatını hangi yöne çektiğiydi. “Symbolic” parçası bu bağlamda çok derin şeyler ifade eder. Aynı zamanda ölen kardeşi Frank’ı aklına getiriyordu bu parçayla. Hayatın zor bir bütün olduğunu, ne dersek diyelim bazı şeylerin yetersiz kalacağını, bazen karamsar düşüncelerin bize hakim olabileceğini ve bunu yansıtan ruh halini “Empty Words” parçasında bize sunuyordu : “Küller ve umutlar bir bağı paylaşır. Değişimin rüzgarları boyunca sözcükler uzaklara uçar. Görüntüler düşüncelerinde dövmelenmeliyken, güçlü yürümek bazen zoru aramaktır. Cevaplar bulunamadı başkalarının yazısında yada eğitilmiş bir aklın sözcükleri hafızalarımızın değerli dünyasında. Kendimizin hapsedildiğini buluruz, ustura gibi keskin pençeler ruhumuzu yırtar. Umutlar potansiyel bir inciniş, hiçbir şey gerçek değil midir? Sonsuza dek derinliklerde olurken, boş sözcüklerin dünyasında, bu saldırılardan kaçış yok. Boş sözcükler...” İnsanlar arasındaki iletişimin bozulmasını, kopmasını ve ilişkileri düzeltmektense sürekli kavgayı tercih eden iletişimden yoksun bir toplumu anlattığı “Lack Of Comprehension” parçasında “Etkilemek için ayıplama korkusu, onlar bazı şeyleri anlayamazlar.Yalan söyleyen zaafları örtmek için bir özür, yalanlar. Suçunu ve acını yatıştırmak, yaşama biçim verilmesinde paylarını almayan insanlar, yok olmayı yaratan, yalanlar. Sizin kendi gözlerinizden önce doğrular, hataların bir yansıması, sonunda inkar edeceksin. Bir yaşamın ölümünde senin görevin, anlayış eksikliği, basma kalıp sözlerinle başarılı olmak. Oluşmuş akıllarında iletişim kurmak, kendi içlerinde bunalım, kendi bedenleri ve kanlarında boğulan, yalanlar. Suçlamak kolay, girişimlerde bulunmaktan korkar, yaşamın sonunu açıklamak için, yalanlar” diyecekti. Ona göre ölüm sonrası yaşama bakış açısı nasıldı? “Misanthrope” da biraz bahsedecekti : “Bilgi meraklı yaşamla oluşturularak alınır. Ölüm sonrası yaşamdan umut getirilebilir. Yaşamı verenin altında, bizim güneşimiz. Başka bir türün sınavı tamamlanmıştır. Onlardan bir görüş yükseklere yerleştirildi ve gökyüzü nefes aldı”. Hayata dair sorduğumuz bir kaç soruyu kendisi de soracaktı “Perennial Quest” eserinde : “Yolculuk merakla başlar ve ruhla gelişir, soruları hisseder. Yürüdüğümüz taşların üzerinde bir seçim yaparız yönümüzde. Bazen asla bilinemez, bazı zamanlar oldukça iyi bilinir. Bizi arkada tutan kötülükler süzülür. Açlığının gerçekliğinin ne olduğunu kavramayı üstlenirsin. Yarınları tasarlayıp duran yılların sorusuna beni katıyor musun? Cevaplar için yılların sorusunu araştıran, izlenen rüyalar nerede ve zaman bir sınamadır. Bu yazılan sözcüklerin arkasında basit bir planı paylaşıyorum, hissettiğimiz yola asıyorum. Üzüntünün nehirlerinden, okyanusların derinliklerine kadar, umutlarımla yolculuk ettim onlarda. Şimdi, geriye dönüş yok. Niçin sorularımı soruyorum? Bugün nedir? Yarın ne zaman?” Herkesin delicesine sevdiği “Spirit Crusher” parçasında da “Görünüşte insan, kalpte canavar. İzin verme doğrularını parçalamasına. Suçluluk değil, basit bir görünüşle besler. Ruh Ezicisi. Güçlü kal ve sıkı bekle. Ruh Ezicisi. Ezen ve öldüren gaddar bir tür, merhamet yok, tadına varılan bir zevk” diyecekti ve bazı kendini bilmez insanlara gerekli cevabı verecekti. Gerçek heavy müziğin daima desteklenmesi, gerçek olan sanatın uygulanması için seslenişlerde bulunacak, maddiyattansa maneviyatın önemli olduğunu betimleyecekti.. Peki insanların iç dünyalarındaki eziyetlerle nasıl ilgilenecekti? Human albümündeki “Together As One” parçasında şöyle diyecekti : “Kötü bir yaratılışla tanımlandırılmış, berbat görünümleri alay konusu yapılmış, acı ve sevinç her ikisi de paylaştırılmış. İki akıl, iki kalp, tek ruh, zihinsel ayrılık, gizliliğin bir illüzyonu. Hep birlikte - Onlar başkalarının yaşamlarını emerler. Herkes gibi - Yaşayacaklar ve ölecekler. Yaşayan cehennem başladı. Bir kabus gibi görünür, sözlerde kusur bulunur, onların baktıkları gibi bakarak normal olan şeyler anormal görünür. Bedensel zevklerle bağlanır” Ve de insanoğlunun güçlü bir yapıda olması gerektiğini, umutlarının ölmemesini, hayatta her şeyin olabileceğini, güzel zamanları elde etmenin kolay olmayıp içimizdeki mevcut güçle bunu elde edeceğimizi ve güzel zamanların tadının çıkarılmasından bahsettiği “The Flesh And The Power It Holds” parçasında “İhtiraslar rüzgarla taşınan ateşte olduğu gibi yakar. Bir zamanın sonu, bir zamanın başlangıcıdır. Seni bir yolun yukarısına inşa eder ve gözyaşları. Geri doğrulursun, bir zamanın sonunda bir zaman başlar. Dokun, tadına bak, solu, tüket” diyecekti. Bu parça dahilinde kesinlikle ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bu parçada özel olarak hissettiğim bir şey var. Söz konusu parçanın 4:15’inci dakikasında Chuck’ın muhteşem virtüözlükte, insan ruhunu coşturucu, göz yaşartacak güzellikte bir solosu var. Bu esnada sadece onun gitar solosu ön planda işitilmektedir ve arka planda da bas gitar, davul zilleri eşlik etmektedir. Başka hiçbir ses de yoktur. Aslında bu soloyla bize o kadar önemli bir mesaj veriyor ki kaç kişi vermek istediği mesajı anlamıştır? Öncelikle size şunu sormalıyım: Solo öncesi nasıldık, solo sonrası nasıl olduk? Bu soloyu dinledikten sonra garip bir ruhsal devinim içine girmiyor muyduk ve içimizde bir şeyler uyanmıyor muydu? Peki Chuck bu parçada ne diyordu? “BİR ZAMANIN SONU BİR ZAMANIN BAŞLANGICIDIR.” Parçada liriksel olarak söylediği bu müthiş sözü, müzikal olarak bize bu soloyla yansıtıyor ve hissettiriyordu : “SOLO ÖNCESİ (BİR ZAMANIN SONU) – SOLO SONRASI (BİR ZAMANIN BAŞLANGICI)” Chuck, gitar solosuyla, sadece müzikal bir sesle solo sonrası yeni bir yaşamın, güçlü, mücadeleci, sorgulayıcı ve güzel bir yaşamın anlatım ifadesini filozofça salgılıyordu bize. Bilmiyorum kaç kişi bu mesajı gerçek manada anlayabildi ve hissedebildi? Chuck bu denli derin bir mesaj veriyordu bizlere ve bu kadar etkin, vurucu bir anlatım ifadesine doğru kelimeleri nasıl kullanabilirim ki! Kesinlikle kelimeler boğazımda düğümleniyor ve Chuck’ın neler ifade etmeye çalıştığının gerçek manada bazı kişiler tarafından bilinememesi beni gerçekten de rahatsız ediyor. Zaten “Flesh And The Power It Holds” çalışması yaptığım araştırmalar dahilinde Chuck’ın en çok sevdiği parçaymış. Yaşamın sırlarla dolu olduğunu “A Moment Of Clarity” parçasında şöyle betimleyecekti : “Yaşam bir gizem gibidir, bir çok ipucuyla, ama bir kaç cevaplarla. Neye bakabildiğimizi kendimize anlatabilmek. Gerçeklikten bizi koruyan mesajlar için.” Aile'sinin ve Magazinin Gözünden Chuck Schuldiner Müzige nasil basladigi sorusu soruldugunda da annesi söyle cevap vermistir : “Chuck müzikle 9 yasindayken ilgilenmeye basladi. Kardesi Frank, bir kazada öldügü zaman harap oldu ve içine kapandi. Bir gitar alip derslere basladi. Çalmayi çok seviyordu ve çok hizli bir sekilde ögrendi. Kiss grubunu çok seviyordu ve 13 yasindayken onu ilk kez Kiss konserine götürmüstüm. Chuck’in müzigi çok gürültülüydü ve bir seyler yaptigi zaman bana dinletiyordu. Onun çalismalarini sevdim, gitar çalisi konusunda kendisini çok çabuk gelistirmesi de beni sasirtmisti. Ayrica bir çok enstrümani da çalabiliyordu. Çok ilginç bir kisilikti ve benim garajim, müzige aç olan muhtesem genç çocuklarla dolu oluyordu. Ben onun yaptigi müzigi sürekli destekledim. Çünkü Chuck asla problemli bir çocuk olmadi ve onu her yönüyle kabul ettim. Chuck hayvanlari ve yemek yapmayi çok seviyordu. Bana eger müzisyen olamazsa asçi yada veteriner olacagini söylerdi. Ben her zaman grubun isminin DEATH olusunun kardesi Frank’in ölümünden sonra kaynaklandigini düsündüm ve kelimelerin içinde aci dolu anilar yer aliyordu. Bunlara itiraz etmedim. Chuck’in son aninda ailesi olarak yanindaydik, son sözleri sevgi dolu olmustu ve çok rahat konusmustu. Onun böyle gidisi kalbimde ve ruhumda daha derin kirilganliklar olusturdu ve bunu hala hissedebiliyorum” (Ocak 2003 Rockaxis Magazine / Sili) Her seyden önce Chuck’i çok önemli yapan unsur suydu : Söyledigi ve yansittigi her seyi kendi hayatinda tatbik etmistir, laf olsun torba dolsun edebiyati yapmamistir. Kaç grup yada insan söyledigini hayatina tatbik etmistir ve samimice yasamistir? Sevgilerle dolu saygimi iletiyorum bir numarali Heavy Metal profilime ve insanlik örnegine... Bilemiyorum haberiniz var midir? Chuck’in mezarini ziyaret etmek isteyen o kadar çok insan var ki! Ama maalesef Chuck’in mezarini ziyaret etmek imkansiz. Neden mi? Onun mezari yok! Evet yok! Çünkü ister inanin ister inanmayin Chuck’in bedeninden geriye kalan sadece küller ve tozlar. Evet, küller ve tozlar! Bu ne demek mi? Chuck gömülmedi, sadece yakildi ve geriye külleri kaldi. Ailesi de bu külleri defnedecek yeri kararlastiramadi. Anlayacaginiz Chuck toprak altinda yatmiyor, bir mezari yok, külleriyle duruyor ve de Welcome to Empty Words sitesinde yasiyor. Ne demisti Chuck “Empty Words” parçasinda : “KÜLLER VE UMUTLAR BIR BAGI PAYLASIR” Bilmiyorum neler hissettiniz. Onu anlatmak mümkün degil iste ve bizzat lirikleriyle yasadigini herkese kanitlamis olmadi mi? Ne güzel olurdu Chuck bir Anka Kusu olsaydi ve küllerinden dogsaydi! O kesinlikle anlatilamaz. Asla! Bu yaziyi yazarken o kadar duygulandim ki içim çok garip bir mutlulukla doldu. Hüzün ve mutluluk bir aradaydi. Hem gögsüm kabardi hem de gözlerim islandi, bogazim dügümlendi. Belki kendisi amcamin oglu degil ama arkasindan üzülmem için, gözlerimin islanmasi için amcamin yada babamin oglu olmasi gerekmiyor. Çünkü biliyoruz ki o bir filozof ve erdemler timsaliydi, bu tür kisiliklere ihtiyacimiz vardi. Beyninde tümör bulundugunu ögrendigi sirada o an neler hissettigi ve neler oldugu konusunda kapanisi da Chuck’in agzindan dinleyerek yapalim : “Bir hayal gibiydi. En baslarda boynumda bir agri vardi, asla kötü bir sey olacagini düsünmemistim ve masaj, akupunktur yaptirdim ama bir faydasini göremedim. Gün geldi beyin tümörüne sahip oldugumu ögrendim. En basta çok agir bir haberdi ve büyük bir soktu. Ailem ve herkes yanimda oldu, sürekli ilgi gösterdiler ve cesaret verdiler. Ama bu soku atlatmamda müzik yardimima kostu. Sunu söyleyebilirim ki ne zaman tekrar lirikleri yazmaya basladim, büyük bir terapi oldu bu benim için. Ben müzigi her seyiyle seviyorum. Sen besteleri yapmaya basladiginda baska bir dünyaya gidersin ve o an geçen zamani unutursun. Farkina varmadan oturursun ve saatlerce çalarsin. Insanlarin müzik dinledigi zaman farkli boyutlara uçtugunu görmek harika degil mi?” (Aralik 1999 – Rock Hard Magazine / Almanya) Elveda etmek yok Chuck... Sana veda etmiyoruz, çünkü daima yasayacaksin. 2001 yilinda Los Angeles konseri sonunda söyledigin su lafi aklimizdan asla çikarmayacagiz ve bunu her zaman koruyacagiz “KEEP THE METAL FAITH ALIVE!” PAIN THE PLAGUER... BEHOLD THE FLESH AND THE POWER IT HOLDS... June 22 ERCAN TANER [okulda , ewde , heryerde]Ercan Taner Okulda Ewde Heryerde - ortmenieeem! ortmenieeeemm!! ahmet kalemimi aldiiaa.. evet ahmet kalemimi aldiie, vermiyooaar! inanilir gibi degil ahmet kalemimi aldiiaa vermiyooraararr! - off ahmet ver suna kalemini de sussun - al be al.. of - eveeeet ahmeet kalemimi verdiiee! harikulade bir olay, siniflarda gormek istediimiieeez turden olaylar bunlaaar.. ------------------------ - annea iyi vurur oralardan! vurursa mor olur. - sus ercan! - annea vurdu mor oldu. mor anneden geldi, nefis vurdua. vuru$ anneden. anne vurdua... vurursa mor olur demi$tim, vurdua mor oldua... ------------------------ - kim attı bu tebeşiri çocuklar - attı attı hakan attı, hakan hakan .. - ispiyoncu pislik ------------------------ -123 hulusi? -burdayım öğretmenim.. -156 serkan? -burdayım öğretmenim.. -183 ercan? -ercan buradaaa.. ercan buradaaaa.. uzak mesafedeeeeaa… sırayla kaloriferin buluştuğu noktadaaaaa.. deniz tarafına bakan pencere kenarındaaaagh.. -lan olm lan. bi sus lan! şimdi yiyeceksin benden beş kardeşi. -hayrettin yapmaaaa.. hayrettin yapmağhh.. ------------------------ -ercan koşar adımlarla bakkala giriyor, ercan bakkaldan içeri girdi, girdi içeri. ercan girdi. iki çikolata istedi bakkaldan. -adam gibi sipariş ver lan bebe -bakkal bebe dedi ercana, ercana bebe dedi. böhüeeeee.. ------------------------ - ercan bi maltepe kap gel - ercan gittieee ercan bakkala gittieee .... ... .. . - ercan nerde lan maltepe? - bakkal elini tezgaha soktuueee veeee samsun 216! bakkal samsun 216 çıkardı sayın seyircileeeeaar! - lan! - sinirler bir anda gerildieee! babam çok kızgıın ercanın üzerine yürüyooor! ercanın üzerine yürüyooorrr..evde görmek istemediğimiz olaylaar.. - ay bırak çocuğu.. - evet sayın seyircileear olay büyümeden annelik güçleri araya giriyooorr ve babayı sakinleştirmeye çalışıyoor ---------------------------------- -rıza konuştu.. rıza konuştu.. örtmen bakıyor.. örtmen sınıfın tahtaya bakan kale tarafına doğru yürüdü..örtmen döndüü.. tebeşir geliyor.. sekerse tehlikeee.. sekmediiii.. sekmedii ---------------------------------- - serkan saklandıııeaaa serkan arabanın arkasına saklandıeaaa mahmut görmedieaaaa - sekan çık olm gördüm ehehe - mahmut gördüeaeaaa mahmut gördüeaaaa mükemmel saklandı serkeaan ama mahmut gördüeaaaa --------------------------------- - ercan açtıeaa kitabıeaa açtıeaaa birinci sorueaaa .. yine bir problem var havuzdeaaeaa - bey bu çocuk okumıcak galiba ? - okur o okur. heyecanlı işte ne güzel. - ahmetin üçbinlirası veaaaar evet ahmeeaaat fındık alıyoeaaarrr parasının geeri kalanını innnnnanılmaaaeaaz bir şekildeeaaa mehmet'e veriyooeoaarr - bey sana diyorum bey. - dur be hanım en heyecanlı yerieaa - ve ercaeeaaan soruyu çözüyoaareear. ahmetieaaann 1000 lirası kalıyoeaaarrr - goooooooolll !! - bey ? - ee yani aferin oğlum benim -------------------------------- - ali topu at - ali attı topueaaaaa ali attıeaaeaaa mükemmel attıeaaa - şşşt ... ayşe topu tut - ayşe tuttueaaaa ayşeaaaa mükkkemmeaal uzandıeaaaa. iki mükemmeeaaal hareket. önce ali şimdi ayşeaaaa. - hey allahım oglum ne yaziyor fiste adam gibi okusana... *** ** -öğretmen sinirleniyor sayın seyirciler, not defterini çıkarıyorr... yapma ercan, yapma ercan... --------------------------------- - ercan bak haci deden geldi, gel bi elini op.. - haccciiiiii hacciiiii.. - ne bagiriyon oglum haci dedene, ayip degil mi.. --------------------------------- ercan taner bir kizla bulusur: evet buyuk bulusmaaaaa.. istersenizzzzz önce ercan'in kizlarla olan bulusmalarina bir bakalim.. eveeeatt ercan bugune kadar kizlarlaaa tam 6 kez karsilasmis veeee ercan bu karsilasmalarin hepsindeen basi onde ayrilmiiss eveeet ercaan bakalim bu kez seytanin bacaaaaani kirabilecek mieeee.. evet bu aradaaa bu aradaaa... cok ilginc seyler oluyooaaar, selmaa kaciyoor.. evet selmaaa kaciyoor, ercan kovaliyoooaaar.. haydi ercaaaan!! -------------------------------- ercan taner and okurken + ... varliiiim Türk varliiinaaaa armaaaan olsuuaan.. armagann olduuu.. varligiim olduuaaa.. kim olduuua? armaaagaaan olduaaaa!! İş yerinde tuvalet kullanımıAsagidaki tanimlari bilip, uyarilara uydugunuz takdirde iş yerinde tuvalet kullanimi dert olmaktan cikacaktir. 1. Polat (ya da Fırat) Polat ya da Firat, genellikle ayakta iserken cisi zorlayayim derken kacan kucuk capli osuruklardir. Cok sık karsimiza cikan bu durumda cikan "Polat" ya da " Firat " sesinden sonra yapilacak en iyi sey hic bir sey olmamis gibi yapmaktir. Kesinlikle yaninizda iseyen kisi ile ne kadar samimi olursaniz olun, bir Polat tan sonra bu konuda saka falan yapmaya kalkmayin. Bu her iki tarafi da rahatsiz eder. 2. Yusufffff Yusuf , Polat in tersine, sessiz , sinsi bir osuruktur.Fakat osuruk konusundaki ilk kurali unutmamak lazimdir:" Sesin siddeti ile kokunun siddeti ters orantilidir". Bu bakimdan, bir Yusufffff durumu ile karsilastiginizda kisa sure sonra herkes durumu anlayacaktir. Bazen bir Yusuf bir Polat ya da Firattan cok daha utanc verici olabilir. Tum osuruklarda oldugu gibi kesinkes farketmemis gibi yapin. En buyuk hata"Off cok kotu kokmus, kim yapti bunu yaa" gibi sucu baskasina atmaya calismaktir.Bu hem ortamdakileri rahatsiz eder, hem de supheyi sizin ustunuze ceker. Sunu bilin ki, Yusuf durumlarinda yuzde doksan oranla suclu kisi ilk konusan ya da sikayet edendir. Bu tuzaga dusmeyin. Karsinizdaki bir kisiye belli belirsiz anlamli bir bakis, ustaca yapildiginda supheyi onun ustune cekebilir. Ama en guvenli yol hic bir sey yokmus gibi yapmaktir. 3. Katotopark Katotopark olayi , basiniza gelebilecek en kotu osuruk durumlarindan biridir. Cunku bu durum yukarida bahsedilen kurala istisna olarak hem gurultulu, hem de Yusuf kadar olmasa da oldukca kokuludur. Aksamdan kalma ya da Ishalin yan etkisi olan Katotopark in tek iyi yani, cok ekstrem durumlar disinda genelde sicarken olmasidir.Yani o korkunc "KATOTOPARK" sesi duyuldugunda kabinde kimin oldugunu disaridakiler ilk anda bilmeyecektir. Bir Katotopark olayinda, ilk yapilmasi gereken sey sakin olmaktir.Kesinlikle katotopark gerceklestigi anda tuvalette bulunan herkes gidene kadar kabinden cikmayin. Cok hastaymis gibi inlercesine sesler cikararak katotoparki hakli gostermeye calismak cok yaygin bir hatadir. Bunu yapmayin. Çevredekiler inlemenizden sesinizi taniyabilir. Herkes gidene kadar bekleyin, aksama kadar surse bile. Bu beklemede size en buyuk zorlugu bir "Gazi " cikaracaktir. 4. Gazi Gazi diye, sanki bu sicis olayina yillarini vermis, bu yolda buyuk fedakarliklar yapmis gibi magrur sekilde sican kisilere denir.Bu gibi kisiler, tuvaletten buyuk zevk alir ve en az yarim saat kalirlar.Cogu gazi tuvalete gazete ve dergi ile girer, ve karsilastigi herkesle sohbet ederek , defalarca ellerini yikayarak ve sac duzelterek tuvaletteki sureyi uzatmaya calisir.Bu gibileri iyice taniyip onlarla ayni anda tuvalette olmaktan ne pahasina olursa olsun kacinmak gerekir. Yoksa olasi bir katotopark durumunda neolacagi belli olmaz. Gazilere karsi sizin gibi dusunen meslektaslarinizla birlesin. Gazileri taniyip, gazisiz tuvaletleri bulmak icin isbirligi yapin. 5. Sıgınak Sıgınak, genelde cok az kisinin gittigi tuvaletlerdir.Binadaki bos bir kat, genelde bayanlarin calistigi bir buro, siginak bulabileceginiz yerlerdir.Bir siginakta her zaman huzur ve guven icinde sicabilirsiniz. Gaziler genelde siginaktan uzak dururlar cunku onlar icin tuvalet sosyal bir kaynasma yeridir. 6. Yoldas Yanyana iki kabinde sicmak durumda kalan iki kisiye denir. Bir yoldas durumudan ne pahasina olursa olsun kacinin. Gene de bir yoldas varsa yaninizda, tuvaletten cikis anini cok dikkatli ayarlamaniz gerekir. Eger yoldasiniz bir gaziyse sizinle sohbet ederek kendini belli edecektir.Bu, butun tuvalet kulturunde karsilasabileceginiz en utanc verici bir durumdur.Turkce bilmiyormus ya da sagirmis gibi yapin.Ya da sesinizi degistirerek cok kisa cevaplar verin ve ne olursa olsun hemen kacin oradan. Yaninizdakinin gazi oldugunu anlamanin bir yolu da gazete ya da dergi hisirtisi gelip gelmedigine dikkat etmektir. Geliyorsa gazi sizle sohbet etmeye baslayamadan hemen kacin.Eger yoldasiniz bir gazi degilse sizin kadar rahatsizdir durumdan. Bu durumda basiniza gelebilecek en kotu sey ayni anda cikip karsilasmaktir.Cikacaginiz ani yoldasa belli edin, gurultulu bir sekilde toparlanin ve sifonu cekin. Goreceksiniz yoldasiniz siz gitmeden cikmayacaktir. 7.Öksürük Bazen bulundugunuz kabine girmeye calisan olabilir. Sahte bir oksuruk ile onlari kovun. Sahte oksuruk bundan cok daha farkli islere de yarayabilir (bkz Bomba) 8. Bomba Buyuk , top seklinde bir diskiya denir. Bunun en buyuk dezavantaji suya dusunce cok ses cikarmasidir.Eger tuvaletten ciktiginizda size anlamli anlamli bakan yuzler gormek istemiyorsaniz, bombanin dusus anini bir oksuruk ile kamufle edin.Burada cok ince bir nokta vardir. Bombayi ya da polat'i kamufle edebilse de, hic bir oksuruk bir katotopark i kamufle edemez. Etse bile bunun sahte bir oksuruk oldugu hemen anlasilir. Oksurugu katotopark durumlarinda ne olursa olsun kullanmayin. (bkz sifon) 9. Kütük Kutuk Bombanin tersine tek parcalik ince uzun bir diskiya denir.Kutukun avantaji, suya dusme sesi cikarmamaktir.Dezavantaji ise uzun surehavada kalip ortami fena halde kokutmasidir. Kutuk un geldigini anladiginizda kicinizi mumkun oldugu kadar asagiya bastirarak suya yakinlasmaya veucus suresini minimize etmeye calisin.Gene de koku cok fazlaysa , herkes gidene kadar yerinizden cikmayin. 10. Sifon Onemsiz bir hijyen ayrintisi gibi gorunen sifon sizi bazen en zor durumlardan kurtarabilir. Ornegin bir katotopark i kamufle etmenin tekyolu sifonu tam zamaninda cekmektir. Ama bu gorundugunden cok daha zordurcunku katotopark genellikle apansiz gelir.Ayrica bir yoldas durumuda sifonu yerli yersiz cekmek, yoldaslar arasindaki sessiz guveni sarsabilir. Bu uyarilara uymanizi tavsiye ederim. June 05 BİRER ALKIŞ İSTİYORUM; > 18.000 YTL kredi karti borcum oldugunu ögrenenince; 'Keske korunsaydim' diyen babaya > > Misafir odasinda baca deligi olmadigi halde 'Anne sobayi bu sene misafir odasina kuralim mi?' diyen abime, 'Olur, boruyu da > k.çina sokariz, kafani camdan çikarirsin, sorun olmaz.' diyen anneye > > kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup '112'nin numarasi neydi?' diye bagiran sarisina, > > Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de birer tokat atan ve 'Analar kutsaldir, analara küfür > etmeyin, o. çocuklari!!' diyen Karadenizli agir abiye, > > Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buram buram çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak > arkadaslari ''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen anneye ve cocuguna, > > Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye > televizyon seyreden kisiye > > Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme ''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar > da, biz de dinleyelim'' Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan, televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten > dolayi bize laf soktuklarini anlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye, > > Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz Aids' in açilimini yapiyor: > (A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu... > diyen hocaya, > > BIRER ALKIS ISTIYORUM February 24 VELİ isimli bir muhabbet kuşunun hikayesiNOT: [Ç]ALINTIDIR
veli isimli bir muhabbet kusunun hikayesi halen daha anlatilacak herhalde bizim hanede. aksam vakti pencere, balkon kapisi filan acik, odada arkadas ile gi joelar ile oyun oynaniyordur. birden $ok edici bir gelisme meydana gelir ve pencereden iceriye bir mahlukat girer. tavana oraya buraya carpmaya baslayan hayvan kendinden gecmektedir o sirada. avusturya'dan kalkip gelmis olan anneannem, "ananeaaa!" cigliklarimizi (ki hayatimda herhalde ilk defa anneanne kelimesini orada kullanmisimdir turkce bilmeyen kadincagiza) duyarak odama gelir. bu bir muhabbet kusudur, odanin icinde pir pir ediyordur. hemen pencere kapanir, isik sondurulur ve kus, anneanne tarafindan yakalanir. kadincagiz zaten su ana kadar hayvanlar konusunda hep ugurlu gelmisti, icinde bir ranger ruhu yatmasindan, elf filan olmasindan supheleniyorum. neyse. hemen bir nobetci hayvanat dukkani aranir sagda solda ve boktan, kirmizi bir kafes alinir. veteriner tahmini ile 8 aylik olan kus, bir evden kacmis, bizim eve gelmistir. onceleri boyutlari tamam olan kafes, daha sonralari kusa kucuk gelecektir ve yenisi ile degistirilecektir. veli'ye daha buyuk bir kafes alinmasi nedeniyle, kirmizi kafes alfred adli hamster'a verilir. "ismi neden veli", "cok salak isim lan bu" diye hep dalga gecilmistir tabii. ancak o zamanlar gi joe ile oynayan sirin cocuklardik, jurassic park'dan epey etkilenmistik. velociraptor'un kisaltilmisi olan veli benim aklimin ucundan gecer ve bu ismi soylerim. babam cok gulmeye baslar, ve kusun ismi veli olur. herhalde o zamanki $oku ustunden atamami$ olacak ki, hicbir zaman konusmaz veli. ancak deli numaralar ogrenir. kafaya, omza konmalar, parmak uzattiginda parmaga konmalar filan derken, kus zamanla evrim gecirip once bir kartala, sonra bir horoza donusecektir. en cok kafasinin arkasinin oksanmasindan hoslanan kus, ders yapildigi sirada kitaba konup kedi gibi ele surunmeye baslar. oksanmaya baslandiginda sol kanadini acar. boylece parmaklar, sol kanadin altini oksamaya baslar. kus mest olur, manyar, cildirir. sonra kitabin ustune sicip kafesine geri doner. zamanla annem, bir maymunun diger maymundaki pireleri ayiklamasi misali, kafamdaki kus boklarini ayiklamaya baslayacaktir tabii. kusun en buyuk dostu aynasidir suphesiz, surekli ayna ile flort etmektedir. ikide bir aynayi temizlemek gerekir, cunku aynada bilimum beyaz leke mevcuttur (artik bunlarin tukuruk mu, baska bisey mi oldugunu bilemeyecem, zira aynaylan yiyi$tigine sahit oldugum kus, daha neler yapmistir bilemeyecem). kendini muhabbet kusu haricinde herbok sanan kus, odadaki mini-akvaryumda beslenen lepisteslerden bir tanesini kapana kadar bize masum gozukmektedir. ancak bir balikcil kartal misali, akvaryuma pike yapan hayvan, bir balik alip goturur kafesine, kitir kitir yer. bize ise sadece "ooohaaa" demek kalir burada. zaten bir hayvanat bahcesi halini almis olan evde once ablamin maxi adli tavsani, cok sismanlamasindan dolayi bir ciftlige gonderilir. ardindan akvaryuma alinan yeni baliklar, o zamanin akvaryum cehaletim ile ayri bir havuzda tutulmak yerine hemen baliklarin yanina kondugundan, butun baliklar hastalanarak can verirler. bir de baliklarimin ciftlesmesinden dogan ikinci jenerasyon, bir kazaya kurban giderek can verirler (biri haric). ardindan da hamster alfred, bir yolunu bulup kacarak mutfakta yasamaya baslar. ancak uc hafta sonra, yine avusturya'dan kisa bir ziyaret icin gelen anneannemin ayaklarinin dibine gelen alfred'e tekrar kavusuruz. fakat onun da yolu, bir sekilde bir ciftlikte son bulur cani anne-babanin verdigi karar neticesinde. aramiza katilma hikayesi yine acaip ilginc olan pointer cinsi kopegimiz yankee ise, tedavi edilemeyen bir deri hastaligi nedeniyle kirsal kesimlerde yasayan akrabalarimizin yanina gonderilir kisa bir sureligine (zira gune$ gormesi gerekmektedir hayvanin, o yuzden). taa ki biri ona traktoru ile carpana kadar, ondan uzun sure haber almayiz. veli ise cir cir otmeye devam eder. hayvan sanki bir$eye ruhsal olarak baglidir, hayat enerjisini ondan almaktadir. 7 yasina gelmistir. ancak bir gun, yeni eve tasindigimizin ikinci senesinde aci haber gelir. anneannem vefat etmistir. bu haberin gelmesinin uzerinden iki hafta gecmez ki, yeni evde acik birakilan pencereden giren kedi, kafesi ters yuz etmis, artik evrimini tamamlayip bir horoz halini alan bunami$ zavalli ku$u aciz bulup yemi$tir (belki de ku$ kacmistir, hicbir zaman bilemeyecegiz). tam bir kedi dusmani olan kurzhaar cinsi kopegim indo ise o sirada yaz gunesi altinda bahcede misil misil uyumaktadir. her zaman kedi olduren kopek, ilk defa gerektigi anda ev ahalisini savunamamistir. biz de anneannem ile veli arasinda ruhani bir bag kurarak dinden imandan cikmis, pagan dinlere yonelmisizdir ailecek. halen daha kopegim indo'nun bogazlayarak oldurdugu kedileri bahceden toplayip kesmekte ve satanik rituellerde kullanmaktayizdir (daha neler). bu hayvanat bahcesi bakicisi spincrus efendinin basindan, konu hayvanlar alemi olunca neler gecmistir, neler gecmistir, kimse tahmin bile edemez. not: bu hikayede yer almadiklari halde apartmanimizin sokak kedileri arap, panda ve psiko'ya, babaannem tarafindan alinip alinip uzun sure beslenen, sonra cani anne-baba tarafindan yine bahceye salinan, ismi unutulmus bir suru irkda$i ile birlikte osman adli kaplumbagamiza, indo tarafindan yakalanip tarafimizca olumden dondurulen ve veli ile iki-uc gun ayni kafesi paylasan (valla benim fikrim degildi) isimsiz kahramanlarimiz olan "dost guvercin" ile "minik serce"'ye, panjura sikisan ve kanadini kiran gerizekali ama bir o kadar $irin "salak marti"ya, ayriyeten vucudumda besledigim butun bakteri ve mantarlara buradan selam gonderir, olenlere allah'dan rahmet dilerim. January 26 Şeytan isyan ederseBirinci kişi: Hadi oglum kır artık şu şeytanın bacagını Ikinci kişi: Kırayım değil mi abi? Seytan: Şşşşt... durduk yere niye bacagımı kırıyorsun manyak mısın sen? Hakim: Neden öldürdün evladım? Sanik: Aklımı şeytan çeldi efendim Seytan: Valla bir şeyden haberim yok, hem herifte akıldan eser yok hakim bey. Kadin: Neden aldattın beni? Erkek: Şeytana uydum hanım Seytan: Hadi ordan sapık, kadını görünce salyaların aktı, benim alakam yok Adam: Şeytanınız bol olsun beyler! Seytan: Yoksa koyun gibi beni de mi çoğalttınız? Anne: Oğlum, oynama babanın tüfeğiyle şeytan doldurur. Şeytan: Yok bacım karışmam ben. Enişte elletmiyor. Adam: Heeyt! Kırdım olum şeytanın bacağını... Büyük ikramiye... Şeytan: Birader, bizim oğlanı tartaklamışın diye duyduk. Uyar mı lan racona!!! Adam: Ooo okeye kaptırmışınız, şeytanınız bol olsun. Şeytan: Hilmi abi, yan masadayız biz abi... Kalabalık gelince biz de iki el atalım dedik. -Neden kopye çektin çocugum? -Şeytan iste hocam -Şeytan: Dün pc başında chat yapan bendim değil mi çocuğum? kadin: bu saate kadar nerdeydin? erkek: şeytana uyup içeyim dedim seytan: yattığın hatunu da söyle yiyorsa... Kadin: şeytan aldı götürdü satamadan getirdi seytan: seni de götursem mi acaba? Polis : Söyle bakayım yavrum neden merdivenlerden ittin bu çocuğu.. Çocuk : Şeytan dedi ki vur bitane.. Şeytan : Oldu.. Gözlerim doldu çocuğum.. Komşu : Şeytan kulağına kurşun bizim beyin kuyumcu işleri çok iyi gidiyor.. Şeytan : Yok ablacım sağol küpe düşünmüyorum henüz Kız : Aman Ayla bırak allah aşkına Şeytan görsün onun yüzünü.. Şeytan : Yapmayın kızlar korkarım ben Erkek : Oğlum bak bu kızda şeytan tüyü var.. Şeytan : Elimi sürdüysem se.....zim December 20 Rakamların bağlantısıEğer '9' canlı olsaydın bile; En çok '8' kez kaçabilirdin ölümden. Bil ki '7' düvele sultan olsan dahi; Yerin '6' mekan olacak sana. En fazla '5' metre kumaş götürebileceksin. Kapatacaksın '4' açsan da gözünü. Bu dünya '3' günlük dünya, Azraillin yanında '2' kat olup yalvarsan da nafile, Elbet '1' gün öleceksin. İşte o zaman her şey '0' dan başlayacak December 12 soad çılar ne dinlediğinizi bilin!Holy Mountains (Kutsal Dağlar)(Ağrı dağından bahsediyor)
Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun? Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun? Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Birinin anlamsız bakışları kendini savaşta hissetti Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Kutsal dağları duyabiliyor musun? Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Biri hepsini kana boyayın dedi... öldürün dedi onları Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz ---------- Evet görüyorsunuz ya, bizlere demediklerini bırakmamışlar. Faşizme karşı bir tutum sergilediklerini söyleyen grup üyeleri apaçık Ermeni Faşistliği yapmaktadırlar. Üstelik şarkı sözlerinde ithamda bulundukları kişiler de bizim atalarımızdır! Birinci Dünya Savaşı'nda bu ülke için çarpışan atalarımıza karşı yapılan büyük bir hakarettir. Şarkı sözlerine bakıp, politikaları ile ilgilenmeyenlere duyurulur. Ne dinlediğinizi bilin! Grup üyelerinin her yıl düzenledikleri Souls konserlerinde, konsere gelen binlerce beyne Türkler hakkında söylemlerde bulunulmaktadır. Bu şekilde sözde soykırımı beyinlere aşılamaya çalışmaktadırlar. Bunların en somut örneği ise konser afişleridir. Konser afişlerinde vahim halde, üstü başı yırtık sözde soykırımzede bir çocuk, ağzı demir parmaklıklara benzetilmiş ve açılmayan, başında fes olan ve Osmanlı'yı temsil eden bir resim ve de bir kurdun sırtına bağlanmış bir koyun, (kurt Osmanlı'ya, koyun ise Ermeniler'i temsil etmektedir) bulunmaktadır. Yani düpedüz konserlerinde, dünyaya kendi politik görüşlerini kabul ettirmeye çalışmaktadırlar BU GRUBU DESTEKLEYENLER BU GRUBU BİYERLERİNE
BU GRUPTAN NEFRET EDENLER BU GRUBA SOKSUN! November 03 Osurmak )ŞİİR(Bazı şeyler derinden yaşanır,zordur anlatmak Ne güzel şeydir osurabilmek,osurmak Kimi gürültülü,kimi sessiz Kimi aceleci,kimi yavaş Bir “pıss” ın verdiği huzur ve mutluluk yoktur hiçbir şeyde Sevgilinden mi ayrıldın Boş ver,sür gazı Ooohh yelle Dersler mi kötü Boş ver,attırıver ortaya Çok mu dertlisin Boş ver,sal kokuyu Kabız mı oldun Ne! Geçmiş olsun Osuruğun önemini nasıl anlatabilirim size En ciddi ve mutsuz havalarda bile Osuruk değil midir o havayı değiştiren Kıyamet günü herkesin osurduğunu düşünsenize Kahkahalarla ölmek… Kendi gibi adı da anlamlıdır osuruğun Orgazmı Sonsuz,Umumi,Rahatlatıcı Uygar Koku En nefret ettiğinin suratına osurduğunu düşün Sonra bir şey düşünme Koşarak olay yerini terk et Koşarken osurmayı da unutma Bir dakika Hık...Hııık… Pıssıfff… Ooohh… Anlatılmaz,yaşanır! Osuruktur beni ben yapan Osuruktur bu kokan Osuramıyorsan utan Osurmak ne güzel Sıkıştırma be kardeşim,bırak çıksın Kıllı burunlara hoş kokular yayılsın Kaldır bacım eteğini havalansın Bu nimete zehir diyenler utansın Osurmak istiyorum sevgilim Seninle osuruşmak istiyorum Osurmak… Tek kelime etmeden osurmak Sen bana gırç de, ben sana pırt Osuralım sevgilim,her işte bir hayır vardırt Bir yarimi severim,bir de osuruğu Osurmaktan kim ölmüş,utanma bacım sal o mübarek kokuyu Sen sal ki bacım; Sıkışmasın karpuzların,oynaşmasın elmaların Ve benzetmelerle anlatamayacağım diğer organların Sen sal ki bacım; Özgürce dağılsın Alınmasın elinden masum osurukların hürriyeti Eğer kaldıysa,sen sal ki bacım; Çaksın şimşekler,kırılsın burun direkleri Ne de çok severim süt veren inekleri Çıkmayınca mübarek,sıvazlar,kaşırım Benim silahım osuruğumdur,dötümde taşırım Osurmadan ölenlere ne de çok acırım Vuslat osurmaktır,osurmayanlara şaşarım Bir gitarım,bir amfim,bir de osuruğum var,yalnız bir adamım Yanardağlar misali lavlarım var,bununla yaşarım Kraterlerim kıl bağlamış,sabah akşam yolarım Nefret etmeyin benden,osururum,ağlarım Allahım acı bu garip kuluna İçi dışına çıktı osura osura Böyle bir şiir yazdım,bakmayın kusura Getir teyze ineğini,fiktirelim bizim tosuna Şundan şüphem yok ki; Hayat bir osuruktur Fark edilmez,yaşanır! October 20 Ajdar kimdir? okuyun ve kopun abiAjdar (Ajdarent çikitamuzlanterus) Türkiye'de yetişip üreyen değişik bir mantar cinsidir. Daha çok pis ve varoş kısımlarda yetişir. Bu mantarın yetişiminde su veya özel toprak gerekmez. Beton üzerinde bile çok rahatçana yetişebilir. Yapmanız gereken sadece tohumaları topraga serpmenizdir.Salak değildir makina mühendisidir. Ejder'in erkegine verilen isim. Su anda sadece Istanbul'da bulunan bu yaratik müzik adi altinda, ates püskürtme yeteneyini icra etmeye calismaktadir. Evrim gecirmis olmasi ve sekil itibari ile insan cinsiyle bir cok benzerlik göstermesi nedeniyle,bir cok TV kanali onu konuk etmis, hatta bir keresinde ayni türden oldugu sanilan ancak fazla evrimlesmemis bir baska türü Alihania ile kameralar önünde bizim kavga ettiklerini sandigimiz ancak gercekte basit bir ciftlesme amacli bir es arama faliyeti sergilemislerdi. Soyu nerden gelir? Bu mantarın soyu aslinda milattan önceki zamanlara dayanır. Buz devrinde dinazorlar ölürkene bir şekilde bu tohum donup ölmemiş. Şeytan soyları. Sonra en şeytanî ve günahkar serisi olan Popstar adlı bişey yayınlamışlardır. Buraya değişik bitki, ot, kütük ve kalas cinslerinin katılması serbesttir. Amaç aralarinda en fazla kimin hareket edebileceğidir. Ali'nin eline düşüp 13 ilâ 30 dakikada büyüyen Ajdar, bu yarışmaya gelmiştir ve çoğalmaya başlamıştır. Artık televizyonlarin ve PC monitörlerinin içinde yaşamaktadır. Nerdeyse her monitörde bitane vardır. Yetiştirme ve Yemeklerde kullanım şekli Mühendislik fakültesi kantinindeki otların arasında yetişir. Dünyanın herhangi bir noktasında el çırpılsın hemen ürer. Yemeklerde hiç bir şekilde kullanılamaz çünkü tadı lahana, pirasa ve baklanın karışımina benzer. Ayrıca zehirli olduğu söylenir. Şehir Efsaneleri Cilt: 14'e göre de 2. Dünya Savaşı'nda zaten Ajdar keşfedilmiş ve rusların Palamut Bombası dediği şey de zaten Ajdar'mış. O yüzden Almanlar Omaha Sahili'ni kapatamamışlar. Zararlari Kürdan batırıldığında ya da çıbıkla dürtüldüğünde "Efendim?" der. Fakat aslında bu "Efendim?"'in içinde Ajdarca lanet vardır. Bu laneti sarfettiği andan sonra kurbanın 7 vakit peşinden, tabağında bıraktığı pirinçleri kovalar.Ayrıca başta antipatik görünüp birisi tarafından dövüldüğü zaman(özellikle Alihan) efsaneleşir. Kökeni Kendisi esasında karbon bazlı ilkel bir yaşam formudur.Kendilerini Amfibik olarak öngören bu ilkel yaşam formlarının sebebi bilinmeksizin devamlı bir üreme iç güdüsü yaşamaktadırlar(Bu üreme kendi türdeşlerini çoğaltma çabasıdır esasen).İ*ne valhallası adındaki sapkın ve sistematik inanç sistemine bağlıdırlar. October 12 BİM hikayesi (gülmek garanti)Son patitoyu da attım ağzıma ve bim'e doğru yola çıktım. zaten iki adımötesi bim. annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdibağcık bağlayacak. ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerinbaşında anne terliği geliyormuş canlar , ben bunu anladım.Bim her zamanki gibi sakindi. klima çalışıyor ama soğutmuyordu. nasıl birklima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı,çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp darengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum."abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. ama cevap vermedi, işine döndü. bende doğruca patitoların olduğu yere gittim. aman allahım bu ne güzellik.bissürü patito yan yana. gel de alma. hemen iki paket aldım. zaten sudanucuz. bir de le porta almak lazımdı. gittim onu da aldım.tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. sanki bir zamanlar kulağıma "aşkım" diye yankılanan bir ses şimdi "süt de alalım.dost süt olsun" diyordu. bir zamanlar kulağıma "seni seviyorum" diyeyankılanan bir ses şimdi "yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz" diyordu.yavaşça arkamı döndüm. patitolar ve le porta elimden yere düştü. evet, eski sevgilimdi bu.bir zamanlar sevdiğim kızdı. bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kız. şimdi nişanlısıyla bim'e gelmiş alışveriş yapıyordu. birzamanlar aşık olduğum kızdı bu. ve alışveriş arabasında le cola, blume,dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kızdı bu.ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemenarkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim amalanet olası bim'de raf diye bir şey yok ki. tansaş olsa arkadaki adam senigöremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesindesaklanamadım.peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyleyaptılar. bastılar kahkahayı. yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. le portam manzunca yerden bana bakıyordu. ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu.gözlerine baktım. le portanın değil tabi ki, eski sevgilimin. bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarıma bakıyordu.anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. buydum işte. sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona. bim'de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi?ben en azından yakışıyorum buraya. içimden geldiği gibiyim.böyle düşündüm ama sonra has***** dedim. adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsın lan beni. "nasılsıngörüşmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hıhı" dedi. gittikçegerginleşiyordu ortam. yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama"nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre s..kinde değildim herifin. adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu."niye böyle olduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktıbana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsunanlamıyorum" der gibi tekrar baktı bana. "neyse s..ktir et" der gibi baktım.s..tir etti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden. gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım vekasaya gittim. bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, "paran var mı" der gibi baktı bana, bana bakmasın artık kimse. al lan paranı der gibiuzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüpşahsiyetsizce aldım paranın üstünü. tam çıkacakken fiş almayı unuttuğumaklıma geldi. dönüp onu da aldım. mina koyim, bir romantizm de yaşayamadık be. eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum, yoldaşım, üzgünolduğumu anlayabilen tek insan."abi bir şey diycem. pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya birbüyük" o günden beri evdeyim. bim'e de kapıcıyı yolluyorum September 25 birazda hikaye :D (erimeyen şey! :)Erimeyen şey Evvel zaman içinde bir Kral yaşarmış ve Kralın güzeller güzeli bir kızı varmış... Prenses Ancak ortada ciddi bir sorun varmış Prensesin dokunduğu herşey eriyormuş. Her ne olursa olsun; metal, tahta, plastik her dokunduğu şey eriyormuş. Bundan dolayı bütün erkekler ondan korkar, hiçkimse onunla evlenmek istemezmiş. Kral çaresizmiş. Kızına nasıl yardımcı olacağını bilemiyormuş? Ülkenin bütün kahin ve sihirbazlarını bir araya toplayım soruna çözüm getirmelerini istemiş. Kahinlerden bir tanesi Krala, "Kralım , kızınız elinde erimeyecek bir şeye dokunacak olursa bu lanetten kurtulacaktır." demiş Kral bu habere çok sevinmiş. Ertesi gün tüm ülkede bir müsabaka ilan edildi. Her kim, prensesin elinde erimeyek bir nesne getirir ise, o prenses ile evlenecek ve Kralın bütün servetinin varisi olacaktır. Sadece üç genç Prens meydan okuma cesaretini göstermiş. Birinci Prens Titanyumdan yapılmış çok sert bir kalkan getirmiş. Nafile, Prenses dokunur dokunma eriyivermiş. Prens üzgün bir şekilde ordan ayrılmış. İkinci Prens, elmasın dünyadaki en sert nesne olduğunu ve erimeyeceğini düşünerekten devasa bir elmas getirmiş. Yine nafile, Prensesin bir dokunuşu ile eriyip gitmiş. Oda boynu bükük ve hayata küskün ayrılmış ordan. Üçüncüsü Prensese yaklaşıp, "Elinizi cebime sokup içinde ne olduğunu hissedin demiş." Prenses söyleneni yapmış, kıpkırmızı olmuş. Hissettiği şey çok sertti. Elinde tutuyordu ve.... erimemişti!!! Kral çok mutlu olmuştu. Krallığındaki herkes çok mutlu olmuştu. Böylelikle üçüncü Prens Prenses ile evlendi ve hayatlarının sonuna kadar mutlu olarak yaşadılar. Soru: Prensin pantolonundaki nesne ne idi? (cevap için aşşağıya bakın) ![]() ![]() ![]() Tabii ki M&M's çikolataları idi. Onlar ağızda erir, elde değil! Sen ne düşünmüştün? (not: m&m's ülkemizde pek tüketilmese de yurt dışında oldukça popüler bi çikolata markasıdır) August 20 Yazıklar Olsun Rüştü ReçberYazıklar Olsun Rüştü Reçber Fenerbahçe`ye transfer olmadan önce Antalyaspor kalecisi iken Beşiktaş`a gidecektin. Beşiktaş ilgileniyordu seninle. O sırada şanssız bir trafik kazası geçirdin. Hastanede komada yattın. Beşiktaş senin kaza geçirdiğin haberini alınca, transferden vazgeçti. Seni tanımadı bile. İşte o an Türkiye`nin en büyük kulübü girdi devreye. Seni hastanede komada, kolun, bacağın kırıkken transfer etti. Yalan mı Rüştü yalan mı? Söyle! Bunun karşılığı bu mu olmalıydı? Her defasında "Fenerbahçe`den ayrılırsam, Anadolu külüplerine giderim. 3 büyüklere gitmem. Ama Anadolu kulüplerine gidersem kimse tepki göstermez" dedin. Bunu mu yapacaktın Fenerbahçeli taraftarlara? Fenerbahçe camiasına? Sen Fenerbahçe`yle o kadar özleşmiştin ki taraftarlar çocuklarına "Rüştü Reçber" ismini verdi. Sen sakatlandığında "Fenerbahçeli Analar" senin için dualar okudu... Karşılığı bu olmamalıydı Rüştü Reçber. Sen Fenerbahçe taraftarı için çok değerliydin. Ama artık sen Fenerbahçe taraftarları için bir hiçsin. Sebebi ne olursa olsun, senin gibi kaptana yakışmadı Rüştü. Başarılar diliyoruz sana Rüştü Reçber, başarılar.... July 18 Amerikan ağzı ile TÜRK ağızı (kırılacaksınız gülmekten)Amerikan: hey dostum burda bir problem mi var ? Turk: noluyo lan burda ? Amerikan: nasil gidiyor mike? Turk: napiyon lan? Amerikan: korkarim seni oldurecegim! Turk: salavat getir p.z.v.nk! Amerikan: oov dostum hic cool olmamissin. Turk: bu ne lan g.tume benzemissin. Amerikan: hey steve, neden kendine bir icki koymuyosun? Turk: la suleyman, kap iki bira gel bakim hemen! Amerikan: lanet olsun sana christine! Turk: allah belani versin nurcan! Amerikan: tanri askina brad kes sesini artik! Turk: allahim sabir ver, sus lan yeter! Amerikan: aman tanrim simdi napicaz?!? Turk: ha ****** sictik?!? Amerikan: help me please... Turk: baksana lan!!! Amerikan: ne derler bilirsin jack, hayat beklenmedik surprizlerle doludur... Turk: valla oglum bir soz var hani, kaderde varsa duzulmek neye yarar üzulmek... Amerikan 1: dante'nin bu kitabini okudun mu micheal? Amerikan 2: aaa evet , gercekten edebi degeri olan bir calisma. Turk 1: abi da vinci sifresini okudum super! Turk 2: lan birak! iyice entel dantel oldun ! Layt herif !! Amerikan:: hey jerry gel pizza ye dostum... Turk: sulo gel lan buraya mis gibi menemen yaptik... Amerikan:: fbi... bir kac soru sorabilir miyim? Turk: polisim ben! nerdeydin lan dun esek? Amerikan:: (ses cikarmadan el i$aretiyle) sen oraya sen buraya sessiz olun... Turk: dagiliyoruz haydaaaaaaaa July 17 Metal müzikMETAL MÜZİK Death Metal Sabah uyandim annemi dogradim, babami dogradim, Bakkala gittim bakkali dogradim. mutluyum huzurluyum... Doom Metal Sabah dusumde annemi dogradim, babami dogradim, Bakkala gittim bakkali dogradim. bu yuzden bunalimdayim. Gothic Metal Sabah uyandim ne goreyim annem dogranmis, Babam dogranmis, bakkala gittim o da dogranmis Bu yuzden supheliyim karamsarim... Black Metal Sabah uyanamadim. hala uyuyorum umarim annem, Babam, bakkal dogranmistir. bu yuzden zevk alirim. Trip Hop Metal Sabah uyan, valideyi kes, pederi kes, Bakkalin sucu yok, bu yuzden trip Yapiyorum hopluyorum. Thrash Metal Uyku mu? sktir et. annem mi? amaan, babam mi? Hic sevmezdim. bakkal mi? dukkanini da soymuslar mi? Power Metal Uyanmaz olaydim, annemi dogramislar, Babami dogramislar, tavernayi dagitmislar, Bu yuzden kını kılıcı alıp oc almaya gideyim... Grindcore beorghborghbeeeeorghorghoerherrbog boggrehoooorroooo. bu yuzden boooorghooogr Progressive Metal: Sabah uyandim annem agliyo, babam aldatmis. Bakkala gittim meger gercek babammis. Aksam uyandim hepsi ruyaymis, ama artik daha olgunum. Gore Metal Sabah uyandim annemi babami kesmisler.cesetlerini yedim. Bakkala gittim onu da dogramislar bagirsaklarini desip tecavuz ettim... Heavy Metal Sabah uyandim annemi babami bakkali kesmisler... Kimin umrunda ben maiden dinleyip biramı icerim... Bir ejderhanin kalesinde kapali kalan prensesi kurtarmaya hangi tur metalci giderse ne olur ? Power metal : Eleman saraya beyaz bir atla ulasiyor, ejderhadan kurtuluyor prensesi kurtariyor ve onunla büyülü ormanda bir aska basliyor. Trash metal : eleman ejderhayla dovusuyor, prensesi kurtariyor ve onu skiyor Heavy metal: eleman bir harleyle kaleye geliyor, ejderhayı olduruyor, bir kac bira iciyor ve prensesi skip oradan gidiyor. Folk metal : eleman akordiyon , keman , flut, ve daha bircok farklı enstruman calan arkadaslariyla geliyor, ejderha dayanamayip uykuya daliyor sonra herkes ayriliyor , prensesi almadan. Viking metal : eleman gemiyle ulasiyor, ejderhayi o kudretli kiliciyla olduruyor derisini yuzup onu yiyor, prensese tecavuz edip onu olduruyor, üzerindeki herseyi alip kaleyi yakarak oradan gidiyor. Death metal: eleman ejderhayı olduruyor , kadını skip onuda olduruyor ve mekani terkediyor. Black metal : gece vakti geliyor, ejderhayi oldurup kalenin onunde kazıga geciriyor, kadini oldurmeden once bir ayin yaparak kanini iciyor , sonra onu da ejderhanin yanina koyuyor. Gore metal : ejderhayi olduruyor, bagirsaklarini kalenin onun dagitiyor, kadini skip olduruyor, olusunu tekrar skiyor , bagirsaklarini yiyip olusunu tekrar skiyor , sonra cesedi yakip olusunu son bir kez sktikten sonra ortamdan ayriliyor. Doom metal : ejderhanin boyutlarini goruyor ve onu asla yenemeyecegini dusunmeye basliyor, sonra depresyona girip intihar ediyor. ejderha adami yiyor uzerine tatli niyetine prensesi de yiyor. bu huzunlu hikayenin sonu. Progressive metal : bir gitarla gelip 26 dakika boyunca solo atiyor, ejderha sikintidan kendisini olduruyor. eleman prensesin odasına giriyor ve konservatuarin son senesinde ogrendigi tüm teknik ve tonlarla başka bir solo atiyor, prenses gozleri heavy metalciyi arayarak oradan uzaklasiyor. Nu metal : eleman bir honda civicle kaleye geliyor ve ejderhayla dovusmeye kalkiyor ama yanarak oluyor cünkü o moron bol kıyafetleri yanarak tutusuyor. June 11 FUTBOL VS. SAXFutbol vs. Sex Futbol ve Sex'in karşılaştırılması.. FUTBOL VE SEX FUTBOL VE SEX * İkisinde de motivasyon neticeyi etkiler. * İkisi de şifreli kanaldan yayınlanır. * İkisini de duş paklar. * İkisinde de skor önemlidir. * İkisinin de magandası çekilmez. * İkisinde de ofsayta düşülür. * İkisinde de 'ilk kez milli' olunur. * İkisinde de frikik vardır. * İkisinin icrasi icin de tesis gereklidir. * İkisi de nadiren ertelenir. * İkisinin de profesyoneli köşe olur!! * İkisinde de belli bir yaştan sonra jübile gereklidir. * İkisi de ısınma hareketleri gerektirir. * İkisinin de paralı yapılanında menajerlik sistemi vardır. * İkisinde de sakatlanma riski vardır. * İkisinde de arkadan müdahele ceza gerektirir. AMA FUTBOLDA ELLE OYNAMAK YASAKTIR, SEXTE SERBEST May 17 BLASTERLise yıllarında gitar çalmaya başlayan Tuğrul Kaya, kendini geliştirip profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdi ve Speed-Thrash Metal grubu BLASTER’ın temelleri atıldı. O sıralarda (1995-96) Niğde’de yaşadığı için çevresinde aynı müzikal perspektifi paylaştığı müzisyenler olmadığından uzunca bir süre Blaster adına her şeyi tek başına üstlendi. O dönem yazdığı ilk bestelerini teyp kasetlerine kaydederek çalışmalarına başlayan Tuğrul, bir süre sonra bu parçaları bir araya toplayıp yalnızca kendini geliştirmek amaçlı demo CD’ler kaydetti, ama bu kayıtları henüz erken olduğu düşüncesiyle yayınlanmadı. Tuğrul, üniversitede profesyonel müzik eğitimine başlamasıyla birlikte Blaster’a daha da yoğunlaştı. 2001 yılında kendisiyle aynı doğrultuda müzik yapmak isteyen Tolga Başol ve Emre Yücel ile tanıştı, bu müzisyenlerle ilk Blaster kadrosunu oluşturdu. Bu aşamadan sonra 2002 yılında, ciddi anlamda dağıtımı yapılan ve grubun kendi adını taşıyan ilk Blaster demosu yayınlandı. Toplam süresi 46 dakika olan ve intro dahil on parça içeren (parçalardan biri Death coverı Crystal Mountain’dır) albüm niteliğindeki bu demo, ülkedeki Thrash Metal fanlarının bir kısmına ulaştı ve onlar tarafından benimsendi. Tolga ve Emre, üniversiteyi bitirdikten sonra iş hayatının getirdiği zorunluluklar nedeniyle Blaster’dan ayrıldılar ve Tuğrul öğretmenlik yaptığı Kocaeli’de Blaster’ı yine tek başına sürdürmeye devam etti. Daha önce yayınlanan demoyu değişen ve gelişen müzikal bakış açısı doğrultusunda yeniden kaydetti. Yeni kayıtlar Ankara Midas’ın Kulaklığı Stüdyosu’nda Erkan Tatoğlu tarafından masterlandı ve 2003 yılında Chaotic Noise adıyla demo formatında piyasaya sürüldü. Daha önce yayınlanmış olan demo vasıtasıyla gruptan haberdar olan davulcu Goremaster (Cenotaph, Suicide), gitarist Erkan Döner (Solitude) ve basist Özkan Tosun (Solitude) ile tanışması da bu döneme denk gelmektedir. Bu müzisyenler Tuğrul ile birlikte yeni bir Blaster kadrosu oluşturdular. Ancak bu kadro, Tuğrul’un askerlik görevini yerine getirmek üzere çalışmalarına ara vermek zorunda kalması nedeniyle ciddi bir çalışma içerisine giremedi, bu nedenle Erkan ve Özkan gruptan ayrıldılar. Tuğrul, 2005 yılında vatani görevini tamamlayıp aktif olarak müziğe döndükten sonra, basta Ali Öztürk (Dementia) ve gitarda Deniz Şalgam Blaster’a katıldılar. 2006 yılına gelindiğinde ise basa Gürdal Sönmez (Discordia) geçti ve nihai Blaster kadrosu oluşturulmuş oldu. Tuğrul ve Goremaster, tüm bu süreç içerisinde yeni parçalar üzerinde çalışmalarına yoğun olarak devam ettiler. Topluluk şu anki kadrosu ile ilk Blaster albümünü hazırlamaya devam etmektedir. May 03 STATIC-XStatic-x'in ilk albümü wisconsin death trip, neredeyse 100 yillik bir hikayeden esinlenmis. solist/gitarist wayne static söyle söylüyor: "bu isim 15 yil önce bit pazarinda buldugum bir kitaptan geliyor. bu kitap, wisconsin adli küçük bir kasabada yasanan olaylarin dönüm noktasi fotograflarinin ve haber basliklarinin detayli bir koleksiyonuydu. tabuttaki bebeklerin fotograflari, akil hastaliklari hastanelerinden raporlar, cinayet mahallerinden görüntüler ... hepsi kolay kolay unutulamayacak cinstendi. bu bende büyük bir etki yaratti." bu kitap gibi, static-x'in kökleri de orta batida yatiyor. özellikle iki kirsal sehire: michigan, vokalist wayne'nin memleketi; ve jamaika, ıllinois, baterist ken jay'in dogum yeri. çogu orta batilinin yaptigi gibi, bu ikisi de sikago'ya tasindi. ken metal gruplarinda çalarak, bir plakçida çalisarak sikago'nun underground piyasasina yavas yavas giris yapiyordu. wayne bir an önce gotik grubu deep blue dream'de çalmaya basladi. wayne burda billy corgan'in plakçidaki yardimcisi ken'le tanisti ve böylece gruba ken de dahil oldu. ken sonradan gelerek gruba katimisti. ancak grubun sürekli eleman degistirmesi, bölgenin ölü bir müzik yerine dönüsmesi gibi nedenlerle ikisi bir degisikligin kaçinilmaz olduguna karar verdiler. batiya, günesli los angeles'e, hard rock'un dirilisinin onlari çagirdigi yere gittiler. varmalarinin hemen sonrasinda, osaka yerlisi koichi fukuda ikilinin astigi reklami gördü. "koichi, duvardan söktügü reklamla prova odamiza daldi ve büyük bir inanç ve kendine güvenle 'ben sizin yeni gitaristinizim.' dedi" diye anlatiyor wayne. grubun gerçek california'li tek elemani tony campos yerel death metal gruplarinda çalmis. "o grupta bir kez göründü ve bi daha ayrilmadi. onu çevremizde, yolda eglence olsun diye, tutuyoruz." diyor ken sakayla karisik. kuruldugundan beri, static-x, güney kaliforniya'da sayisiz sovda çalarak gelisti, ün yapti ve genis bir hayran kitlesi edindi. bunu hem kendileri hem de o bölgenin agir toplari söylüyor. wayne bir anisini söyle anlatiyor: "bir araba kazasi geçirmistim ve ambulans beni acil servise yetistirmisti. bir sedyedeydim, kafam kaniyordu ve doktor bana, kendimden geçmemem için, ne is yaptigimi sordu. ona static-x adli bir grupta oldugumu söyledim. e-posta haber listemize kayitli oldugunu ve konserlerimize geldigini duyunca çok sasirdim. artik bedava geliyor. "static-x'in sonraki amaci basitti: teknonun güçlü etkisini, gitarla yapilan sert müzigin agresifligini, gotik ve yeni parçalarin degiskenligini tek bir kaliba sokmak - grubun 'ritmik transcore' diye adlandirdigi türü yaratmak. bu yöntem ise yaradi ve dörtlü subat 1998'de warner bros. records'la anlasti. üç ay içinde ilk albümün kayitlarina los angeles'te bir stüdyoda baslandi. dört haftalik, ulrich wild'in (deftones, pantera) prodüktörlügünde yapilan çalismalar sonucu 'wisconsin death trip' hazirlandi. wayne, "stüdyoda kullandigimiz sesi dinleyenler karsisinda da verebilmek bizim için her zaman çok önemli olmustur. daha önce kayit edilmis müzigi, dinleyiciye genislemis biçimde hissettirememekten kötü bir sey yoktur." diyor. ken ekliyor, "canli performanslarimiz sayiklama gibidir - dinleyicinin bütün hislerini etkileyen, sürekli ve siddetli." wisconsin death trip için kayit edilen 'bled for days', 1998 yapimi 'bride of chuckynin ostsinde yer aldi. ayni sekilde korn'un bonus cd'si 'extra values' için 'push ıt' kullanildi. slayer, fear factory ve system of a down gibi gruplarla yapilan bölgesel turlar bununla birlesince static-x'in ün seviyesi dakika dakika yükseldi. grup üyeleri müzik listelerinde bir anda parlayip da sonraki sene ortada olmayan gruplar gibi olmak istemediklerini söylüyor. wisconsin death trip ona ilham veren kitabi yansitiyor, resimli kisimlarin yerini 12 akildan çikmayan parçanin almasiyla... melodik, koyu ve sert - weyne ve ken'den olusan söz yazari takim kara mizah ve söz sanati içeren, kelimesi kelimesine anlatmak öte izlenimle anlatmaya çalisan sözler yaziyor. duyguya dayali ve gerçek hikayelerden etkilenilmis veya çikarilmis parçalar soyut özellikli. bu yüzden parçalarda elemanlarin kisisel yasamlarini bulmayi ummayin. diger rock/metal gruplarindan farkli olarak grup, kliselesmis hikayelerden uzak durmus; uyusturucu, intihar ve seytan hakkinda bir seyler yok. ve ask hakkinda bir parça olmasina ragmen (love dump), standart bir heyecanli sevgi istegi beklemeyin. "biz sadece sevdikleri müzigi yapan siradan, normal insanlariz," diye itirafta bulunuyor ken. "benim öyle büyük hikayelerim yok. biz sadece kiss albümleriyle büyüyen ve bir araya gelmeye karar veren dört kisiyiz. parçalarimizi çalariz ve bunu yaparken zevk aliriz. sanirim bir sürü insanla bagimizi bu sekilde sikilastirdik." WAYNE STATİC (vokal - gitar) koichi fukuda (gitar - klavye) tony campos (bass - brutal vokal) ken jay (BATERİ) MetallicAMetallica ABD'li heavy metal grubu. Thrash metal akımının kurucusu, ve 80'li yılların en iyi ve en ilham verici metal grubu kabul edilir. 60 milyonu ABD'de, 40 milyonu da dünyanın geri kalanında olmak üzere yaklaşık 100 milyon albüm satışı bulunan grup, müzik tarihinin ticari olarak en başarılı metal gruplarından biridir. Konser satışları açısından da Amerikan müzik tarihinin en büyük 13. topluluğu konumundadır. Gruptan Megadeth grubunun kurucusu Dave Mustaine, 1986 yılında bir trafik kazasında ölen Clifford Lee Burton ve Metallica ile yollarını kendi isteği ile ayıran Jason Newsted gibi isimler gelip geçmiştir. Ron McGovney ise grubun orjinal bas gitaristi olup, ilk albümden kısa bir süre önce Cliff Burton ile yer değiştirmiştir. Grup enteresan bir şekilde bir gazete ilanıyla kuruldu. İlk albümleri 1983'te çıkardılar. Kill'em All adıyla çıkan ilk albüm metal dünyasında çılgınca karşılandı. İkinci albüm Ride the Lightning ile grup Avrupa'da turnelere çıkmaya ve imza dağıtmaya başladı. Master of Puppets albümü ile thrash metal zirveye taşındı ve grup heavy metalin lokomotif gruplarından biri oldu. Topluluğun ilk üç albümünde bas gitar çalan Cliff Burton, 1986 yılında İsveç'te bir konser dönüşü yaşanan trafik kazası neticesinde hayatını kaybetti. Cliff Burton'un ölümünden sonra yerine Flotsam & Jetsam isimli gruptan Jason Newsted geçti. Grup, ...And Justice for All albümü ile grup yavaş yavaş yeraltından çıkıp popüler müziğin önemli gruplarından biri olmaya basladı. 1991'de kendi adlarını taşıyan albümleri grubu dünyanın en tanınan metal grupları arasına sokmuştur. Sonrasında gelen Load ve Reload albümleri eski hayranlarını hayal kırıklığına uğratırken gruba yeni jenerasyon hayran kitlesi kazandırdı ve grup birçok ödül daha kazanıp yoluna güçlenerek devam etti. Sonrasında gelen Garage Inc. ve Symphony & Metallica (S&M) albümleriyle grup popülerliğini korudu. 2000'li yıllarda Napster davası ve bas gitarist Jason Newsted'in gruptan ayrılması grubu içinden çıkılmaz durumlara sürükledi. 2003 yılında bir dönem Ozzy'nin (Ozzy Osbourne) bas gitarcısı olan Rob Trujillo gruba katıldı, fakat o sırada albüm kayıtları sona ermek üzere olduğundan bas gitarı o değil, aynı zamanda prodüktörleri olan Bob Rock çaldı. 2003 yılında yayımlanan son albümleri St. Anger, çiğ soundu, garip davulları, Hetfield'ın cilasız vokal performansı ve hiçbir solo olmaması gibi nedenlerle çok tartışıldı ve karışık eleştiriler aldı. Grup 2005 yılı sonunda 15 yılı aşkınlık prodüktörleriyle yollarını ayrdı ve birçok önemli isimle çalışmış olan Rick Rubin'le çalışmaya karar verdi. Şu sıralarda yeni albüm çalışmalarını sürdürmekte olan Metallica'nın bu albümünün 2007 yılında yayımlanması bekleniyor. Metallica, Türkiye'de biri 1993 yılında İnönü Stadı'nda, diğeri de 1999 yılında Ali Sami Yen Stadı'nda olmak üzere iki konser vermiştir. GRUP ÜYELERİ:JEMES HELTFIELD - LARS URLICH - KIRK HAMMETT - ROBERT TRUJILLO
En İyi Metal Performans: One
En İyi Metal Performans: Stone Cold Crazy
En İyi Metal Performans (Vokal Albüm): The Black Album (Metallica)
En İyi Metal Performans: Better Than You
En İyi Hard Rock Performans: Whiskey In The Jar
En İyi Enstrumental Rock Performansı: The Call Of The Ktulu (S&M)
En iyi Metal Albüm: St. Anger
|
|
|